|
Bir Şehre Dair…
Kangal
Harun Kaban
Ankara, 2005
BÖLÜM 1: KANGAL
TARİHİ SÜREÇ İÇİNDE KANGAL
Anadolu'nun merkezi sayılabilecek bir coğrafyada
yer alan Kangal, ilk çağlardan beri yerleşimin
varolduğu bir bölgedir. "Karaseki Bölgesi"nde,
Akçakale Köyü'nde, "Eti Şehri" kalıntıları ve
iskânları tespit edilmiştir. İlk çağlara ait
birçok bulgu, çeşitli müzelerde
sergilenmektedir: Havuz beldesi, Karaseki
bölgesinde bulunan, Geç Hitit dönemine ait "Kapı
Aslanı" heykeli Ankara Anadolu Medeniyetleri
Müzesinde; Yarhisar Höyüğü'nde bulunan, yine
Hitit dönemine ait, üzeri hiyeroglif yazılı
altın mühür yüzük, Sivas Müzeler Müdürlüğü'nde
sergilenmektedir.
1071 Malazgirt Savaşı'ndan sonra Türk
hakimiyetine giren Kangal, Selçuklu Devleti ve
Danişmend Devleti egemenliklerini görmüştür.
1413'te I. Bayezid devrinde Osmanlı hakimiyetine
girmiştir.
Kangal, 1302 Tarihli Sivas Salnamesi'nde
"kaza" olarak geçer. 1902'de ilçe olmuştur;
ilk kaymakam olarak eski Sivas valilerinden
Mahmut Bey atanmıştır.
Kangar (Kanglı) Türk Boyu
Kangal adının kaynağı konusunda dört rivayet
vardır. Bunlardan en kabul göreni, yerli halkın,
Anadolu'ya ilk gelen "Kangar" (bazı kaynaklarda
"Kanglı" olarak geçiyor) Türk boylarına mensup
olmasına bağlı olarak, bölgeye "Kangar"
denildiği ve zamanla Kangal'a dönüştüğü,
şeklinde özetlenebilecek görüştür.
"Kan Kalsın"
Bu rivayet de iki Türk boyu ile
ilişkilendirilir. Birbirine düşman, aralarında
kan davası olan iki kabile, bu kan davasını
bitirmek amacıyla bir anlaşma yaparlar. "Bu kan
davası bitsin." mânâsında "Artık Kan Kalsın."
diye sözleşirler. Bu görüşe göre, bu anlaşma
bölgeye ismini vermiştir. "K" harfi, bölgenin
şive yapısında "G" olarak söylendiği için "Kan
Kal" kelimesi "Gan Gal" şeklinde söylenir ve
zamanla isim "Kangal" olarak söylenmeye başlar.
Bozkır Bitkisi Kangal
Kangal ve havalisinde yetişen, dikenli ve
kaktüse benzeyen bir bitki olan "Kangal
Bitkisi"nin bölgeye ismini verdiği
söylenmektedir. Kangal bitkisi, Kangal'da yoğun
olarak bulunan bir yabani bitki türüdür ancak bu
bozkır bitkisi, iklimi Kangal'a benzeyen,
Kayseri, Nevşehir gibi bazı illerde de yetiştiği
bilinmektedir. Bu bitkinin Kangal'a ismini
vermesinden çok, Kangal'da yoğun olarak
bulunduğu için, adını yetiştiği bu bölgeden
almış olabileceği ihtimali daha büyüktür.
"Kangal Dört Dağ İçinde"
Bu rivayete göre ise, Toros Sıradağları'nın
uzantısı olan Tecer Takımı'ndan olan birkaç
dağ ve yüksek tepelerin, düz bir arazide
meskûn ilçeyi ortaya alacak şekilde
çevrelemesidir. Arazinin dağlar ve tepeler
tarafından çevrilmesi, daire şeklinde
sarılan urgan veya daireye yakın bir şekle
sahip olan sucuğun şekline teşbihen bölgeye
Kangal denildiği rivayet edilir.
Milli Mücadele döneminde, bazı kaynaklarda geçen
adı ile "Ulviye Kadın Cemiyeti"nin bir şubesi de
Kangal'da açılmıştır. Sivas Kongresi sırasında
çıkarılan, Milli Mücadele'nin ilk resmi yayını
"İrade-i Milliye Gazetesi"nde yayınlanan bir
nizamnâme ile kurulan ve Anadolu'nun birçok
kentinde faaliyet gösteren "Anadolu Kadınları
Müdafa-i Vatan Cemiyetleri"nin ilk şubelerinden
biri Kangal'da açılmış, Milli Mücadele'ye cephe
gerisinde çok önemli hizmetlerde bulunmuştur.
Nüfusu 12.000 ile 14.000 arasında değişen ilçe
sürekli göç vermekte, ilçenin nüfusu giderek
azalmaktadır. Önceki yıllar, İstanbul başta
olmak üzere büyük illere göç veren ilçe, son
yıllarda Sivas merkezine de göç vermektedir.
Termik Santrali'nde çalışan işçilerinden
azımsanamayacak bir kısmı Sivas merkeze,
özellikle eğitim imkanlarının ilçede kısıtlı
olması nedeniyle, göç etmektedir.
COĞRAFİ YAPI
Sivas il merkezine yaklaşık 90 km uzaklıktadır.
İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 1540
metredir. İmamdamı Köyü mevkiindeki "Yağdonduran
Geçidi"nde bu seviye 1700'lere kadar uzanır.
İlçenin en önemli akarsuyu "Tohma Çayı"nın
kollarından biri olan "Kangal Tohması"dır.
Uzunyayla çevresinden doğan Tohma Çayı'nın ilk
kolu, Kangal sınırları içerisindeki Havuz
Deresi'ni ve Çal Dağı eteklerinde doğan Kamışlı
Deresi'ni içine alan Çamurlu ve Kazıklı
Suyu'dur.
Karagöl İstasyonu
yakınlarında, dipten kaynayan "Aygır Gölü"
ilçenin önemli göllerindedir.
Bir yüksek yayla
görünümüne sahip olan ilçede yüksek dağlar
bulunmaktadır. Kolmuş Dağları, ilçe ile Sivas
arasında bir sınır oluşturur. Hafik sınırına
doğru Tecer Dağları vardır. Zara-Kangal arasında
Yılanlı Dağı vardır. Divriği tarafına doğru
Horasan Gediği Sırtları, Höyüklü, Doymuş, Yama,
Kepez, Gövdeli dağları bulunmaktadır.
Güneybatısında ise Dikkulak ve Kormaç dağları
bulunur. Bu dağlar, önemli derecede tahrip
edilmiş orman kalıntıları ile kaplıdır.
İlçenin iklimi kara
iklimidir. Kışları soğuk, uzun ve karlıdır.
Yazlar sıcak ve kuraktır. İlkbahar ve sonbahar
ayları yağmurlu geçer.
Tarihin ilk dönemlerinden
beri önemli ticaret yolları üzerinde bulunan
Kangal, Kral Yolu ve Halep Yolu güzergâhı
üzerindedir.
Kangal'da, bu güzergâhtan kalan en önemli
yapılar Alacahan Kervansarayı ve Halep
Köprüsü'dür. Alacahan Kervansarayı 1280'li
yıllarda, Halep Köprüsü de 1626'da yapılmıştır.
İlçenin ulaşımı hem
karayolu hem de demiryolu ile sağlanmaktadır.
Karayoluyla, Sivas-Malatya ve Şarkışla-Gürün ,
Kangal-Divriği ulaşım hattındadır. Demiryoluyla,
ilçe merkezine 2 km uzaklıktaki Armağan
İstasyonu'ndan ulaşım sağlanmaktadır.
Sivas-Erzurum ve Sivas-Malatya demiryolu hattı
Kangal'dan geçmektedir. Çetinkaya İstasyonu'nda
hat ikiye ayrılmakta, biri Erzurum'a diğeri
Malatya üzerinden Van ve Kurtalan'a kadar
uzanmaktadır.
Demiryolu hattının ilçe içinden geçmesi için
çalışmalar devam etmektedir.
İlçe yer altı kaynakları
bakımından oldukça zengindir. İlçenin en önemli
madeni Linyit Kömür Ocakları'dır. Bektaş ve
Hamal köyleri yakınlarında zengin linyit
ocakları bulunmuş ve işletmeye açılmıştır.
EKONOMİK YAPI
İlçenin geçim kaynaklarından en önemlileri tarım
ve hayvancılıktır. Ticari hayat pek hareketli
değildir. İlçede büyük ticari kurumlar yoktur.
Öyle ki, birkaç yıl öncesine kadar birkaç banka
varken 2004 yılında sadece Ziraat Bankası
kalmış, diğer bankalar zaman içerisinde
şubelerini kapatmışlardır.
İlçenin en büyük istihdam alanı Kangal Termik
Santrali'dir. Kömür ocaklarını işleten Demir
Export şirketi de ilçede diğer bir istihdam
alanıdır.
Hayvancılık pek teknolojik ve çağdaş yöntemlerle
yapılamasa da, özellikle Kangal Koyunu ilçe
hayvancılığının artı bir değeridir. Meşhur olan
bu tür ülke çapında rağbet görmekte, son
yıllarda yapılan Festival ile de tanıtımının
sağlanması ilçe hayvancılığını olumlu yönde
etkilemektedir.
SOSYAL YAŞAM VE KÜLTÜREL DOKU
Kangal, birçok değerin bir arada bulunduğu nadir
yerlerdendir. Balıklı Kaplıca gibi dünya
harikası bir değeri ve Kangal Köpeği gibi bir
ırka sahip olmasının yanında kültürel açıdan da
çok zengin bir ilçedir.
İlçe sosyal imkânlar açısından pek yeterli
değildir. Önceki yıllarda sinema dahi bulunan
ilçede, şimdi sinema veya kültür merkezi benzeri
bir yapılanma bulunmamaktadır. İlçe kütüphanesi
de yetersizdir.
Her yılın Temmuz ayının ikinci haftası yapılan
festival, ilçenin hem sosyal yaşamına hem de
ticari hayatına bir nebze hareketlilik katan
etkinliklerdendir. Yıl içinde birkaç defa gelen
tiyatro ve gösteri grupları, Belediye Düğün
Salonu'nu kullanarak gösterilerini
düzenlemektedirler.
PORTRELER
Kangal, âşıklar diyarı Sivas'ın âşıklar yurdu
bir ilçesidir. Derdimend Ana (Âşık Fadime
Oflaz), Âşık Ruhsatî, Âşık İlhamî gibi birçok
meşhur âşığı vardır. Bu âşıklara kitabımızın
Portreler bölümünde ayrıntılı olarak değinildiği
için burada kısaca bahsediyoruz.
Âşık Ruhsatî (1835 – 1911)
Kangal'ın Deliktaş nahiyesinde doğan âşığın
doğum tarihi konusunda ihtilaflar yaşanmış olsa
da, âşık hakkında kapsamlı bir çalışma yapan
Doğan Kaya "Sivas'ta âşıklık Geleneği ve Âşık
Ruhsatî" kitabında âşığın 1835 ve 1911 tarihleri
arasında yaşadığını şüpheye imkân vermeyecek
şekilde belirtmiştir.
Derdimend Ana (1894 – 1980)
Asıl adı Fadime Oflaz'dır. Çiftçilik yaparak
hayatını sürdürmüştür. Ümmî olduğu için
şiirlerini kayda geçirememiştir. Şiirlerinin bir
kısmı Torunu Hasan Oflaz tarafından kayıt altına
alınmıştır ancak bu şiirleri de kitap halinde
yayınlanamamıştır.
Âşık İlhamî (1909 - 1984)
Asıl adı Yusuf Ziya Başer'dir. 1942 yılında
Kangal Belediye Başkanı seçilmiş, 1950 yılına
kadar bu görevi sürdürmüş; daha sonra 1964-1968
yılları arasında tekrar Belediye Başkanlığı
yapmıştır. Şiirleri Yunus Apaydın ve Ali
Çavuşoğlu tarafından "Kangallı Âşık İlhamî ve
Şiirleri" adıyla kitap haline getirilmiştir.
Minhacî (1862 – 1901)
Âşık Ruhsatî'nin oğlu olan âşığın asıl adı
Ali'dir. Minhacî, babasının da âşık olmasından,
genç yaşta âşık olmuştur. Bağlı (iktidarsız)
olması nedeniyle evlendikten altı ay sonra
eşinden ayrılmıştır. Minhacî genç yaşta
ölmüştür.
Şiirleri, Kemal Gürpınar tarafından
yayınlanmıştır. ("Deliktaşlı Minhacî, Hayatı ve
Eserleri")
Âşık Seyyid Yalçın (1908-1994)
Âşık Seyyid Yalçın, Ulaş'ın Eskikarahisar
köyünde doğmuştur. Âşık Kangallı değildir ama
yaşlılık döneminde uzun süre Kangal'daki kızının
yanında kalmıştır. Ömrünün bir yerinde yolu
Kangal'a düştüğü için kitaba alma gereği duyduk.
1994 yılında Ali Şahin Canozan tarafından
şiirleri toplanıp basılmıştır. Âşık, ümmi olduğu
için, ilk şiirleri kayda geçirilememiş,
kaybolmuştur. Canozan'ın yayına hazırladığı
kitaptaki şiirler ise yazar tarafından,
Necmettin Sarıoğlu ve âşığın yeğeni Bilal
Yalçın'dan alınmıştır.
BÖLÜM 2: KANGAL ÇOBAN KÖPEĞİ
TARİHÇESİ VE KÖKENİ
Kangal Çoban Köpeği'nin
kökeni hakkında "rivayet" sayılabilecek bazı
görüşler vardır. Ancak, 11 Temmuz 2003'te
düzenlenen I. Uluslararası Kangal Köpeği
Sempozyumu'nun sonuç bildirisinde, "büyük Türk
göçleri sırasında Türkistan'da Anadolu'ya
getirilen bir köpek ırkı olduğu" kabul
edilmiştir.
Kangal'a da adını verdiği
düşünülen, Orta Asya'dan göç eden "Kanglı
(Kangar)" Türk boyunun, göç ederken bu köpek
ırkını da getirdiği düşünülmektedir. Orhan
Yılmaz, kitabında "Kanglı" Türk boyunun Orta
Asya'dan göç ederken yanlarında üç şeyi
getirdiklerinden bahseder; bunların at, it ve
koyun olduğunu söyler. Kangalların, bu boyun göç
sırasında getirdiği bir ırk olduğunu kaydeder.
Diğer Rivayetler
İlk rivayete göre, Hint
Mihracesi tarafından Osmanlı Padişahına bir
köpek hediye edilir. Bu padişah muhtemelen Yavuz
Sultan Selim'dir. Hediye edilen köpek Kangal'ın
Deliktaş köyü yakınlarında kaybolur. Köpek, tüm
aramalara rağmen bulunamaz. Kangal Köpeğinin, bu
kaybolan köpekten türediği bu şeklindeki
rivayet, Kangal Köpeği'nin kökenini de Hindistan
olarak kabul eder.
Diğer bir rivayet ise,
Kangal Köpeği'nin kökeninin Anadolu olduğunu
söyler. Eski Anadolu uygarlıklarının vahşi
hayvanlardan korunmak için, "arslan gibi güçlü"
ve iri yarı olan bu köpekleri kullandıkları
söylenmektedir.
Evliya Çelebi de, Seyahatnâme'sinde Kangal
Köpekleri'nden bahsetmektedir. O da, bu
köpeklerin "arslan kadar güçlü" ve cüsseli
olduğunu yazmaktadır. Doğan Kartay, hem kendi
kitabında hem de I. Uluslararası Kangal Köpeği
Sempozyumu'nda sunduğu bildiride, Kangalların,
Osmanlı döneminde Yeniçeriler tarafından hem
askeri işlerde hem de savaşlarda
kullanıldığından bahsetmektedir. Kartay'ın
bildirisinde, Romalılarda "arslan" sözcüğünün
karşılığı olan "Samson" kelimesi Anadolu'da
"Samsun" olarak benimsendiğini ve Kangalların
arslana benzetildiği için Kangalları kullanan
birliğe "Samsoncular" denildiğini söylemektedir.
TESCİL
Kangal Kaymakamlığının 26.11.2001 tarihinde Türk
Patent Enstitüsüne başvurusu ve tescilin
14.02.2002 tarihinde Resmi Gazete'de ilanı ile
tescil edilmiştir.
(Tescil Belgesi)
1997'de, Türk Standartları Enstitüsü tarafından
kabul edilen Damızlık Kangal Köpeği'nin
standardı şu şekildedir:
Sivas ili çevresinde,
özellikle Kangal ilçesi çevresinde yetişen,
saflığı tescil edilmiş, doğal şartlara uyumlu ve
dayanıklı, güçlü, çevik, gerek sahibine gerekse
sürüye sadık ve koruyucu, iri yapılı saf ırk,
ideal bir çoban köpeğidir.
Kangal Köpekleri;
• 0-5 Aylık Erkek Yavru
• 0-5 Aylık Dişi Yavru
• 6-16 Aylık Genç Erkek
• 6-16 Aylık Genç Dişi
• 16 Aylıktan Büyük Ergin Erkek
• 16 Aylıktan Büyük Ergin Dişi
olmak üzere altı gruba ayrılmıştır.
Genel olarak Damızlık Kangal Köpeği;
1. Baş; büyük, uzun ve kulaktan "V"
şeklinde çıkıntılı; burun, orta uzunlukta ve
küt; ağız büyük; burun ağız ve göz çevresi siyah
2. Gözler; iri ve kahverenginin değişik
tonları renkte
3. Kulaklar; geniş, uzun ve sarkık
4. Boyun; güçlü, baş ve vücut bağlantısı
kuvvetli
5. Göğüs; geniş ve derin
6. Karın; ince ve düz
7. Kuyruk; iri, uzun, yukarı ve sırta
doğru 360 derece civarında kıvrımlı
8. Bacaklar; uzun, kuvvetli; pençeler
iri ve güçlü, bazılarında arka ayakları çift
mahmuzlu
9. Tüyler; parlak, kısa, sık; açık
bejden gri-sarı-beyaz renge kadar değişen
tonlarda; başta burun ağız, kulak ve göz çevresi
kırçıl siyah, bacaklarının alt kısımları ile
pençeler özellikle ön ayaklar beyaza yakın açık
renkte
10. Koku alma duyusu gelişmiş
11. Geceleri daha aktif, sürü
hareketlerine daha uyumlu
12. Sahibine ve sürüsüne sadık, yaban
hayvanlarına ve kötü niyetli kimselere karşı
hırçın ve saldırgan
13. Kardeş kardeşe genelde çiftleşmeyen
14. Onurlu ve işini bilen, zeki
özellikte olmalıdır.
ÜREME
Kızgınlık
Bir buçuk yaşındaki erkek
köpek çiftleşme için uygun yaşa gelmiştir; bu
yaştaki erkek Kangal Köpeğinin yapısı tam olarak
gelişmiştir.
Dişi ise, 10-12 aylık iken kızgınlık göstermeye
başlar ancak dişinin gelişimi 18 aya kadar
sürdüğü için 12 aylıkken çiftleştirilmesi
sakıncalıdır.
Dişiler yaklaşık 180 günde
bir kızışma dönemine girerler.
Kızgınlık süresi yaklaşık 10-21 gün devam eder.
Kızgınlık gösteren dişi anormal davranışlar
sergiler; bulunduğu mekândan çıkmak ister,
kapılara pencerelere tırmanır. Emirlere itaat
etmez.
Dişilerin, kızgınlık döneminde cinsel organları
şişer, kızarır ve sümüksü, saydam, kanlı bir
sıvı gelir. Bu sıvının yaydığı kokuyla erkek
köpekleri çeker.
Çiftleşme
Kangallarda mecbur
kalmadıkları sürece "yakın akraba çiftleşmesi"
görülmez. Köpekler, çiftleşmeden bir süre önce,
birbirlerine alışmaları için kapalı bir mekânda
bir araya konulurlar. Çiftleşme 20-30 dakika
arasında bir sürede gerçekleşir.
Çiftleşme sonrası gebe
kalan dişi sakinleşir ve uysallaşır. Erkeğin
mükerrer çiftleşme isteğine izin vermez. Dişi
köpeğin sakinleşip, erkek köpeği reddetmesinden
döllenmenin gerçekleştiğini anlamak mümkündür.
Gebelik
Kangallarda gebelik süresi
yaklaşık 58-63 gün yani 9 haftadır. Bu süre,
dişinin yaşı, kaçıncı gebeliği olduğu, beslenme
durumu gibi faktörlere bağlı olarak değişebilir.
Gebeliğin ilk bir ayında
fiziksel yapısında değişme olmaz. Bir aydan
sonra, karın hızla şişmeye, memeler irileşip
sarkmaya başlar.
Gebeliğin ilk bir ayından
sonra dişiye ihtimam gösterilmeli; aşırı sıcak
ve soğuktan korunmalı, fazla hareketli olmasına
izin verilmemeli, beslenmesine özellikle dikkat
edilmelidir.
Doğum
Dişinin huzursuzluğu,
iştahsızlığı, vücut ısısının düşmesi ve
göğüslerinden sarımsı bir sıvının akması doğum
anının yaklaştığını gösterir.
Dişinin sancılarının artmasından yaklaşık iki üç
saat sonra doğum gerçekleşir. Doğum genelde
"normal" olur, dışarıdan müdahaleyi gerektirmez.
Yavrular, zar şeklinde ve içi jöle kıvamında bir
sıvı ile dolu bir kese içinde, ortalama yarımşar
saat ara ile doğarlar. Anne köpek yavrularının
içinde bulunduğu zarı kendi çabasıyla soyar,
göbek bağını keser, yavruların bütün deliklerini
temizler ve hem temizlemek hem de canlandırmak
amacıyla yavrular yalar.
Doğan yavruların gözleri
kapalıdır. 9-10 günlükken gözleri aralanır ve
12-14 günden itibaren tamamen açılır.
Kangallar bir doğumda genellikle 7-8 civarında
yavru verirler.
BESLENME
Beslenmede Genel İlkeler
Sağlıklı ergin köpekler için günde bir öğün
yemek yeterlidir ancak bu öğün her gün aynı
saatte verilmelidir. Bu öğünün akşam saatlerine
doğru yapılması uygundur. Yavru köpekler ve genç
köpekler ile çok çalışan köpeklere günde iki
öğün verilmelidir. Yine, iştahı azalan yaşlı
köpeklere de iki öğün verilebilir.
Köpeklere ekşimiş, bozuk
gıdalar; ucu sivri, iyi parçalanmamış kemikler
verilmemelidir. Yemek kapları hijyenik
olmalıdır. İçme suyu, köpeğin devamlı
ulaşabileceği bir yerde olmalı veya günde en az
üç defa bir kapta verilmelidir.
Yavru Köpeklerin Beslenmesi
Yavrular, 4. haftadan itibaren önlerine konan
sütü içebilirler. 3-4 haftalık olana kadar
emmelidirler.
Yavrular 3 haftalık
olduklarında ana sütüne veya süt ikâmelerine
ilaveten çeşitli yiyeceklere alıştırılmaya
başlanmalıdırlar. 6 haftalıkken sütten kesilir,
analarından ayrılırlar. Bu yaştan önce dişleri
tam olarak gelişmediği için sert yiyeceklerden
kaçınılmalıdır.
Genç Köpeklerde Beslenme
Genç köpeklerde 3 aylık
olana kadar, günde 4-5 kere; 3-5 ay arası günde
3 kere; 5-10 ay arası günde 2 kere, mümkün
oluğunca her gün aynı saatlerde mama
verilmelidir. Büyüme çağındaki köpeklere
ihtiyacından fazla mama verilmemelidir, zira çok
hızlı büyüme iskelet bozukluklarına yol
açmaktadır.
Ergin Köpeklerin Beslenmesi
Ergin Kangallar, günde bir defa ve her gün aynı
saatte beslenmelidir. Orta boy bir köpek için
yaklaşık 2 kilogramlık bir diyet düzenlenir.
Diyetin yaklaşık 1/3'ü et, 1/3'ü tahıl ve sebze,
1/3'ü de su şeklindedir.
Ergin köpeklere halk
arasında "yal" denilen, arpa ununun sıcak su ile
hamur haline getirilmesiyle elde edilen mamulden
2 kilogram kadar verilir. Buna ilaveten günde 25
gram et ve haftada 3 kere, haşlanmış, fazla sert
olmayan kemik verilir.
Yaşlı Köpeklerin Beslenmesi
Yaşlı köpeklerde sindirim etkinliğinin düşük
olması nedeniyle, besin maddeleri bakımından
zengin ve sindirimi kolay mamuller verilmelidir.
Yaşlı köpeklerin enerji ihtiyaçları düşüktür, bu
nedenle öğünlerinde kalite artırılırken miktar
azaltılmalıdır. Koku alma duyusunun zayıflaması
nedeniyle iştah düşüklüğü olabilir, bu durumda
besinlerin lezzetliliği artırılmalıdır.
Dişlerde bozulmalara karşı, çiğnemede zorluk
yaşatacak sert öğünlerden kaçınılmalıdır.
BAKIM
Köpeklere rahat hareket
edeceği, yeterli genişlikte bir ortam sağlanması
çok önemlidir. Özellikle dışarıda, kulübelerde
barınan, bekçilik gibi görevler yapan köpeklerin
sağlığının korunması için "tımar" denen
temizliğin sık sık uygulanması gerekir.
Hangi yaşta olursa olsun
Kangallar yıkanmaz. Çünkü deride ter bezleri
yoktur, dolayısıyla terlemezler. Ancak bol
miktarda yağ bezeleri vardır. Post ve ciltlerini
korumak için derilerinden yağlı bir madde
salgılarlar. Bu yağlı madde, ciltlerini nemli
tutarak kurumasını ve çatlamasını önler. Köpek
yıkandığı zaman bu yağlı madde de yıkanmış
olacağından cildine zarar verecektir.
EĞİTİM
Kangal Köpekleri'nin eğitimi, köpek eğitiminde
kullanılan temel eğitim tekniklerinden farklı
değildir. Ancak Kangallar, mizaçları itibariyle
özgür ruhlu ve lider çoban köpekleri oldukları
için, pek sıkı bir eğitime gerek duymadan da
işlerini iyi yapabilmektedirler.
Kangalların eğitimi konusunda farklı görüşler
mevcuttur. Ziraat Yüksek Mühendisi ve "Kangal
Köpeği" kitabının yazarı Orhan Yılmaz,
Kangallara, gerekli bazı temel eğitimlerin
haricinde sıkı bir eğitim verilmesine karşı
olduğunu söylerken; Doğan Kartay, Kangalların
"Polis Köpeği" ve "Arama-Kurtarma Köpeği" olarak
da çok başarılı olabileceğini söylemektedir.
İster özel eğitimli, isterse çoban köpeği olsun,
Kangallara, tasmaya alıştırma, amaca yönelik
terbiye, komutlara alıştırma gibi temel
eğitimlerin verilmesi gereklidir.
KÜLTÜREL BİLGİLER
Köpek İsimleri
Kangal Köpekleri, iri cüsseli ve heybetli
olmalarına karşın, çok cana yakın ve "dost
canlı" köpeklerdir. Bir çok ırka göre daha
sadıktırlar. Kangallar sahipleri ile aralarında
çok güçlü dostluklar kurabilen hayvanlardır.
Yörede, hayvanların bu özellikleri, onları
ailenin bir bireyi gibi görecek kadar değer
kazanmalarını sağlamaktadır. İnsanlar çok değer
verdikleri bu hayvanlara çok güzel isimler
vermektedirler.
Erkek köpeklere heybetli isimler seçilirken,
dişi köpeklere daha zarif isimler seçilmektedir.
Tabii garip isimlendirmeler de mevcuttur.
Örneğin hayvanlara yabancı isimler
verilmektedir: Toni, Joni, Karlos gibi…
Dişi İsimlerinden Bazıları:
Boncuk, Boz, Bulut,
Cesika, Ceylan, Cıncık, Dost, Elmas, Fındık,
Filiz, Garoş, Gümüş, Karabaş, Kartopu, Kontes,
Manken, Mercan, Monika, Pamuk, Sarı, Süslü,
Sümbül, Uçar, Yaman, Zümrüt…
Erkek İsimlerinden Bazıları:
Aloş, Apaçi, Aslan, Bozo,
Cesur, Coni, Çomar, Duman, Ejder, Garoo, Herkül,
Jilet, Kalleş, Karabela, Karlos, Kemikkıran,
Kobra, Kurtboğan, Memati, Pala, Panter, Reis,
Şeytan, Talas, Tarzan, Tomas, Tomi, Toni, Topuz,
Toroman, Toros, Tüylü, Taysın, Yakışıklı, Zalım,
Zalim, Zorba…
Kavga Etmeleri
Kangallar, istisnaları olmakla birlikte,
insanlara karşı pek saldırgan değildirler.
Kendilerine herhangi bir tehdit ve tahrik
olmadığı sürece sebepsiz saldırganlık yapmazlar.
Bilhassa bayan ve çocuklara karşı
koruyucudurlar.
İnsanı kovalayan Kangal, yakaladığında yere
yatırır ve ön ayaklarını üzerine koyarak bekler.
Yine tehdit veya tahrik olmadığı sürece bekler.
Üzerine doğru gittiği kişi yere çömelirse durur
ve bekler, yine saldırmaz. Ancak tabii
Kangalların da sonuçta bir "hayvan" oldukları
unutulmamalıdır.
Köpeklerin kendi
aralarındaki kavgalara "boğuşma" denir.
Boğuşmalarda çok cesur ve atılgandırlar.
Genellikle çift olarak yetiştirilen Kangallar
kavga esnasında birbirlerini sürekli kollarlar
ve eşinin ezilmesine müsaade etmezler. Kavgayı
dikkatle ve heyecanla izler, eğer kavgaya başka
bir köpek karışırsa eşlerini müdafaa etmek için
kavgaya girerler. İki Kangal bir olup, zayıf bir
köpeği boğmaz.
Yavrularıyla ve kendi aralarında şakalaşma
mahiyetinde de boğuşurlar. Bunlar bir nevi
talimdir. Yavrularına adeta tektik öğretirler.
Yavruları kızdırıp hırslandırırlar; yavru hırsla
annesi veya babasını boğmaya çalışırken anne ve
baba bir insan gibi mütebbessim yavrularını
izler onlarla şakalaşırlar.
Kurda Gitme ve Kurt Boğma
"Kurda Gitme" ve "Kurt Boğma" Kangal Köpekleri
için bir kendini ispatlama vesilesidir.
Kangalların en önemli ve bilinen özelliklerinden
biri sürüyü kurttan koruyabilmeleri ve kurdu
bazen tek başına "yıkabilme"leridir.
Kangallar, genelde cesur
olmalarında rağmen, her köpeğin kurda gitmesi ya
da kurt boğması gibi bir durum söz konusu
değildir.
Çok iyi bir Kangal tek başına bir kurdu
boğabilir. Ancak genellikle birkaç Kangal bir
olup bir kurdu boğarlar.
Kurt boğma işinde köpekler boğuşma esnasında çok
yara alır ve çok yorulurlar. Kurt boğan köpek
birkaç gün halsiz dolaşır, kendine gelemez.
Hızlı bir koşucu olan Kangal, kurda yetişir ve
yetiştiği zaman kurda sert bir şekilde "döş"
vurur. Bu darbe ile kurt da Kangal da yere
yıkılır. Kurt önce kalkarsa kovalamaca devam
eder; Kangal önce kalkarsa, kurdun boğazına
yapışır ve öldürünceye kadar bırakmaz.
Kangal, kurdun ölüsüne kulağını dayayarak dinler
ve en ufak bir harekette yeniden boğar. Kurdun
ölüsünün yanına kimseyi yaklaştırmaz. Bu olaydan
birkaç saat sonra, boğuşma esnasında boğazlarına
kaçan kurdun kılları nedeniyle öksürmeye başlar.
Kurt boğan köpeklere
mükafat olarak bir koyun kesilir. Öncelikle
koyunun kuyruk kısmı verilir. Kuyruk kısmı,
köpeğin boğazına kaçan kurt kıllarının
temizlenmesinde önemli rol oynar.
YETİŞTİRME ÇİFTLİKLERİ
Köpek yetiştirme ve satışını düzenleyen, Kangal
Kaymakamlığı'na bağlı olarak faaliyet gösteren
bir "Kangal Çoban Köpeği Üretim ve Yetiştirme
Çiftliği" vardır. Kangal Köpekleri'nin, bu
çiftlik haricince satışı ve Sivas Valiliği'nin
izni olmaksızın şehir dışına çıkarılması
yasaktır. Ancak özel Kangal yetiştiriciliği
yapan girişimciler de gerekli izinlerle Kangal
satışı yapabilmektedirler.
Kangal Kaymakamlığı, Köylere Hizmet Götürme
Birliği bünyesinde faaliyet gösteren çiftlikten
köpek temin edilebilir. Çiftlikte 2 aylıktan
küçük yavru köpekler ve damızlık ergin
köpeklerin satışı yapılmamaktadır. İki aydan
büyük yavru köpekler çiftlikten temin
edilebilmektedir.
-Kimlik Belgesi-
FESTİVAL VE SEMPOZYUM
İlçede her yıl geleneksel olarak, "Kangal Çoban
Köpeği ve Koyunu Festivali" düzenlenmektedir.
Uluslararası bir nitelik kazanan festivale
Türkiye ve dünyanın çeşitli bölgelerinden
katılımcılar gelmektedir. Festival kapsamında
çeşitli yarışmalar, müzik etkinlikleri gibi
birçok etkinlik yer almaktadır.
Temmuz 2003'te ilki düzenlenen "Uluslararası
Kangal Köpeği Sempozyumu"na yurt içinden ve yurt
dışından katılımcılar olmuştur. Sempozyum
notları daha sonra bir kitap halinde
yayınlanmıştır. Sempozyum ve festival, ilçenin
tanınmasında önemli rol oynamaktadır.
Her yıl düzenlenen festival, Kangal Kaymakamlığı
tarafından ve Belediye Başkanlığı'nın desteğiyle
oluşturulan Festival Düzenlenme Komitesi
tarafından organize edilmektedir.
KANGAL KOYUNU
Kangal Koyunu, köpeği kadar tanınmasa da
yetiştiricileri ve besleyicileri tarafından
bilinen ve tercih edilen bir ırktır.
Kangal Koyunu, Akkaraman ırkının lokal bir
tipidir. "Akkaraman Koyun Irkı"nın cüsse,
ağırlık ve yükseklik olarak en büyük olan
tipidir.
Kangal Koyunu'nda post, kirli beyazdır. Burun,
göz ve ayaklarda siyah lekeler görülebilir.
Koyunlar boynuzsuz, koçlar ise %5 boynuzludur.
Yapağı Akkaraman ırkına göre daha iyi nitelikte
olup, yapısı daha ince ve kıvrıktır. Burun
yapısı Akkaraman Koyun'undan daha farklıdır.
Burun, dışarıya doğru bir çıkıntı yaparak, koç
burnunu andırır. Kaburga sayısı, diğer ırklardan
farklı olarak 14 tanedir. Kangal Koyunu yağlı
bir koyun olup, kuyruk ağırlığı ortalama 5-7 kg
civarındadır. İnce olan kuyruk ucu, yağlı olan
esas kısmın üzerinde "S" şeklinde bir kıvrım
oluşturur.
Festivallerde koyun
yarışmaları da düzenlenmektedir.
BÖLÜM 3: BALIKLI KAPLICA
BALIKLI KAPLICA (YILANLI ÇERMİK)
KAPLICA TARİHİ
TEDAVİ EDİCİ ÖZELLİKLERİ
TEDAVİ SÜRECİ
TESİSLER
BALIKLI KAPLICA (YILANLI ÇERMİK)
Kangal, köpekleriyle olduğu kadar Balıklı
Kaplıcası ile de ünlenmiştir. İlçe merkezine 14
km mesafede olan kaplıca, Türkiye'nin ve
dünyanın dört bir yanından ziyaretçi çekmekte,
birçok yerli ve yabancı televizyon programına
konu olmakta ve tıp dünyasında ilgiyle takip
edilmektedir.
Kaplıca "Balıklı Kaplıca" ya da "Yılanlı Çermik"
adlarıyla bilinir. Vücut ısısına yakın, ortalama
35 derece suyu ve bu suda yaşayan iki tür
"Doktor Balıklar"ı, birçok deri hastalığına iyi
gelir. Ancak kaplıca, tıbben kesin tedavisi çok
zor olan "Psoriasis"; bilinen adıyla "Sedef
Hastalığı"nı ilaçsız tedavi etmesiyle bilinir.
Kaplıca; 11 Şubat 2004 tarihli Resmi Gazete'de
yayınlanarak, "Kaplıca Tedavi Sağlık Merkezi"
olarak ilan edilmiştir. Bu kararla, kaplıcaya,
657 sayılı Devlet Memuru Kanuna'na tabi
hastalarla Emekli Sandığı üyesi hastalar sevkli
olarak gelebilmektedir. Sevkli hastaların tedavi
masrafları devlet tarafından karşılanmaktadır.
Kaplıca tesisleri, yöre halkı tarafından bir
mesire olarak da kullanılmaktadır. "Gelin
Hamamı", "Damat Hamamı" için kaplıcaya gidilmesi
gibi kaplıca ile ilgili çeşitli adet ve
gelenekler de meydana gelmiştir.
KAPLICA TARİHİ
Kaynaklarda, Kavak Deresi vadisindeki kaplıca
yeri sazlık bir bölge iken, bir çoban tarafından
"tesadüfen" bulunduğu belirtilir. Ayağında yara
olan çobanın, tesadüfen bulduğu suda ayağının
iyileşmesiyle ilgi çeker.
1917'de ilkel olarak kullanılan kaplıcaya ilk
tesisler 1950 yılında yapılır;1960 yılında İl
Özel İdaresi'nin yönetimine geçer; 1988 yılında
işletmesi Ünsallar Aş'ye verilir. Mülkiyeti İl
Özel İdaresine aittir. 1996 yılında
"Yap-İşlet-Devret" modeliyle mevcut işletmeci
Ünsallar Aş'ye 30 yıllığına kiraya verilmiştir.
Zaman içerisinde yeni tesisler, havuzlar,
konaklama tesisleri, çocuk parkları, otoparklar
yapılarak kaplıca tesisleri modernleştirilmiş,
modern imkanlarla hizmet verir hale
getirilmiştir.
TEDAVİ EDİCİ ÖZELLİKLERİ
Kaplıca suyu ortalama 35
derecedir. Suyun romatizmal hastalıklarda,
nörolojik (nevralji, nevrit, felç), ortopetik ve
travmatolojik sekellerde (kırıklar, eklem
travması ve kas hastalıkları), bazı jinekolojik
sorunlarda, deri hastalıklarında, böbrek
taşlarında (içme ile) ve psikosomatik
bozukluklarda yararlı olduğu rapor edilmiştir.
Su içerisinde bulunan "Selenyum" gibi çeşitli
mineral maddeler Sedef Hastalığı başta olmak
üzere birçok cilt ve deri hastalığına iyi
gelmektedir. Ayrıca kaplıca suyunun termal
özellikleri de çeşitli romatizmal hastalıklara
iyi gelmektedir.
Kaplıcayı diğer kaplıcalardan ayıran en önemli
özelliği sahip olduğu "Doktor Balıklar"ıdır.
Kaplıca iki tip balık içermektedir. Her iki tip
balık da "Cyprinidae" familyasının üyesidirler
ve sıcak bir ortamda yaşamaya adapte
olmuşlardır. Bu tiplerden ilki "vurucu" diye
bilinen, "Cyprinion Macrostomus"tur. Bu tipin
terminal ağzı vardır ve 15 - 20 cm boyundadır.
Vücudu nispeten iri pullarla kaplıdır ve yan
yüzeylerinde 6-8 adet farklı büyüklükte düzensiz
lekeler bulunmaktadır. İkinci tip balık, bir
"yalayıcı" olarak bilinen "Garrarufa" dır. Bu
tip hilal şeklinde ventral ağıza sahiptir ve
boyu en çok 19 cm'dir. Vücudu büyük pullarla
kaplıdır. Jabbers (dürtükleyiciler) olarak
anılanlar, üçüncü bir balık tipi değildir.
Birinci tür balık, suyun da etkisiyle yumuşayan
yaralı bölgeyi deşer ve yara içerisindeki
pisliğin dağılmasını sağlar. İkinci tür balık
ise, yarayı emerek yara içerisindeki pisliği
temizler ve bir nevi pansuman yapar.
TEDAVİ SÜRECİ
Sedef hastalığının kaplıcadaki tedavi süreci 21
gündür. 21 gün süresince günde 8 saat suya
girilerek, hiçbir ilaç veya merhem
kullanılmaksızın hastalıkta %98 iyileşme
sağlanır. Tedavi süresince, günlük havuza girme
saatlerine uyulması gerekir. Alkol alınması
gibi, tedaviye olumsuz etki yapacak
faaliyetlerde bulunulmaması gerekir.
21 gün sonunda hastanın yaraları tamamen
iyileşir ancak bu kesin tedavi değildir.
Hastalık sonraları tekrar nüksedebilir.
Hastalığın en büyük sebeplerinden biri olan
stres, özellikle büyük şehirlerde yaşayan
hastalarda, hastalığın tekrar nüksetmesini
sağlayabilmektedir. Hatalığın tazelemesi
nedeniyle birkaç yılda bir kaplıcaya gelip
tekrar tedavi olan hastalar vardır.
BÖLÜM 4: TARİHİ MEKÂNLAR
ALACAHAN KERVANSARAYI
Alacahan Belediyesi
Kangal'ın bir beldesi olan Alacahan, Kangal'a 25
km uzaklıkta olup, Malatya yolu üzerindedir.
Alacahan, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerine
kadar Divriği'nin nahiyesi iken 1902'de
Kangal'ın ilçe olması ile Kangal'a bağlanmıştır.
Osmanlı döneminde bölgeye Halep Türkmenleri'nin
iskânları sağlanmış ve beldeye "Yeni İl" adı
verilmiştir.
Karasal iklimin hakim olduğu beldenin rakımı
1500 metre civarındadır. Kasaba çevresinde büyük
akarsu veya göl yoktur. Yazları kuruyan,
ilkbahar ve sonbahar yağışlarıyla akan birkaç
dere vardır.
Beldenin yerleşim yeri, tarih içerisinde her
dönemde önemli ticaret yolları üzerindedir.
Belde yakınlarında, Bizans zamanında kullanılan
"Kral Yolu" ticaret yolunun kalıntılarına
rastlanmıştır. Selçuklular döneminde
Sivas-Malatya ve Mamuriye-Derinde
(Divriği-Darende) gibi ticaret merkezleri
arasındaki ulaşım yolu üzerindedir. Ayrıca
Sivas-Eğin (Altın ve Bakır) madenleri yolu
üzerindedir. Önemli ticaret yollarının üzerinde
bulunan belde, ismini de aldığı, tarihi bir
kervansaraya sahiptir.
Alacahan Kervansarayı
Tarihi ticaret yolları üzerinde olan beldede,
tarihi bir konaklama kompleksi vardır. Cami ve
hamamı olan, surlarla çevrilmiş tarihi bir
"menzil hanı" (kervansaray) mevcuttur.
Tamamen taş yapı olan kervansarayın inşa
edildiği taşlar siyah ve beyaz renkte olduğu
için kervansaraya "Alacahan" ismi verilmiştir.
İçerisinde hamam ve mescit bulunan, insanların
ve hayvanların kalacakları ayrı ayrı localara
sahip olan kervansaray, 1525 metrekare kapalı
alana sahiptir.
Kervansaray, birbirine paralel uzanan iki
duvarının dikdörtgen şeklinde üçüncü duvar ile
çevrilidir.
Kervansarayın batısında bir cami bulunmaktadır.
İlk yapılış tarihi bilinmeyen caminin içinde
bulunan kitabeden 1234 yılında tamir edildiği
anlaşılmaktadır. Kesme taşlarla örülmüş olan
cami, kare planlı, tek kubbeli, tek minarelidir.
Küçük kitabesinden sonradan yapıldığı anlaşılan
minaresi, kesme beyaz taşlardan yapılmış, siyah
kesme taşlarla süslenmiştir.
"Kervansaray İpek Yolu Projesi"
Kervansarayın değerlendirilmesi için çeşitli
çalışmalar yapılmaktadır.
Alacahan Belediyesi meclisinde, 19. 01. 2005
tarihinde "Kervansaray İpek Yolu Projesi"
kapsamında çeşitli düzenlemeler yapılması kararı
alınmıştır.
Kararda, kervansarayın, etrafındaki surlar ve
yanındaki caminin onarılarak içinin Osmanlı
tarzı döşeneceği ve kervansarayın kültür
etkinliklerine ev sahipliği yapacak bir hale
getirileceği belirtilmektedir.
Kararda belirtilen düzenlemeler şu şekilde:
1. Konferans salonu
2. Cep Sineması
3. Restoran
4. Hamam (sauna)
5. Hediyelik Eşya Reyonları
6. El tezgahları Atölyesi
7. Çeşitli Dükkanlar
8. Sportif Faaliyetler İçin Çeşitli
Alanlar
KARASEKİ BÖLGESİ
Havuz Belediyesi
Kangal Merkez İlçe'ye bağlı Havuz Belediyesi,
iki bin küsur nüfuslu bir kasabadır. 1992
yılında belediyelik olan kasaba, iklim, çevre
yapısı ve geçim kaynakları açısından, bölgedeki
diğer yerleşim yerleriyle benzerdir. Hayvancılık
en temel geçim kaynaklarından biridir.
Osmanlı-Rus Harbi sonrası, bölgeye 93
Muhacimleri'nin iskânı sağlanmıştır.
Havuz beldesinde, ilk yerleşim I. Murat
döneminde mevcut yerleşimin 1 km mesafede bir
kaynak suyunun bulunduğu bir bölgede
kurulmuştur. Yerleşim yeri, adını bu havuzdan
almıştır. 1770'li yıllarda mevcut yerleşimin
olduğu bölgede kalıcı yerleşimin başladığı
sanılmaktadır.
Diğer bir görüşe göre ise ilk yerleşim yeri
mevcut yerleşim yerinin 5 km doğusundaki Humarlı
köyü civarlarıdır.
Ancak mevcut yerleşim yerinde beldenin tarihi
dokusundan pek fazla ize rastlanamamaktadır.
Karaseki Bölgesi
Havuz'a yaklaşık 2-3 km
mesafedeki Karaseki Bölgesi'nde yapılan
kazılarda Etiler dönemine ait olduğu sanılan
şehir kalıntılarına rastlanmaktadır. Bölgede bir
"Kale" kalıntısı mevcuttur. Burada bakır
parçaları, toprak testi parçalarına rastlanır.
Kalıntılarına rastlanan şehrin büyük bir deprem
sonucu çöktüğü rivayet edilir. Bölgede
kalıntıları bulunan kalenin iki girişi vardır.
Bir girişimde, Bazalt Aslan Heykeli ve kalenin
altın kilidi bulunmuş |